Aylık Arşivler: Haziran 2008

bursa

(fotografların devamı bu sayfada, yazının sonunda..büyütmek için üzerlerine tıklayınız…)

döneli 4 günü geçti ve artık yavaş yavaş bir bursa şehrengizi yazmak farz oldu…

miskin bir şehir bursa. aynı ben gibi. kalabalık ama gürültülü degil. sakin. ama heyecansız degil. denizi yok :) lakin bu yokluk bursa ovasının göz alabildigince yeşiliyle kapatılmış gibi. mavi niyetine yeşile bakıyormuş gibi hissediyorsunuz kendinizi.

sırtını agaca dayayan efkarlı bir çoban gibi o da… sırtını daga yaslamış hüzünlü bir şehir bursa.

şehir hem küçük hem de büyük. o kadar küçük ki en merkezi caddesi belki ankaranın bazı sokaklarından bile küçük gibi geldi bana. o kadar küçük ki, koskoca şehrin sadece bir tane merkezi var: heykel. ulu cami kozahan ve diger kapalı çarşılar hep heykelin çevresinde toplanmış. çarşı demişken, bursanın hanlarında dolaşırken aklıma tabi olarak kemeraltı geldi. birbirine çok benziyorlar. lakin kemeraltı daha kaotiktir. daha bir heyecanlıdır. insanlar daha bir coşkuludur. bursanın mistik ve bezgin havası hanlarına da yansımış sanki.

oobüs bursa otogarına girdiginde saat 05.00 idi..etrafta ne şehir ne de bir bina göremeyince uyku sersemligiyle yanlış indigimi düşündüm önce…taa ki “kafkas” yazısını ve akabinde diger kestane şekeri imalatıyla ugraşan firmaların isimlerini görünceye kadar :)

otogar şehire baya bir uzak…sanırım şehrin ovaya dogru kayacagını düşünerek uzun zamanlı bir planlama yapmışlar..otogarın hemen dışında sarı otobüsler var.. ilk defa bir sarı otobüs görünce şaşırdım haliyle..sevindim bir yandan da..sarıyı seviyorum çünkü ..lakin şehrin otobüsleri çogunlukla sarı degil..yeşil..ve o otobüslerin çogu da midibüs tarzında küçük otobüsler..zaten o dar ve küçük yollarda ancak bu şekilde hizmet verilebilir..bu arada bursadaki tüm otobüsler “bukart” denilen bir sistemle donatılmış. izmirin kentkartı benzeri bir şey lakin biraz da ankara sosu dökmüşler üstüne :) otobüslerdeki makinelerde hem bukart hem de ego tarzında tekli kartlar kullanılabiliyor.

ve ulu cami…tabi ki bursanın en büyük simgesi..hemen hemen türkiyenin her ilinde bir ulu cami olmasına ragmen, ulu cami denilince hemen hemen herkesin aklına önce bursanınki gelir..lakin caminin içerisinde tadilat var. şadırvanın etrafını sunta ile kapatmışlar..canımı sıktı dogrusu bu…çocuklugumdan kalan en ilginç şeylerden birisiydi çünkü caminin içindeki şadırvan..bir yerlerde bir fotografını falan görmüş olmalıyım..caminin içinde şadırvan olur mu hiç ? halılar ıslanmaz mı ? ıslanmazmış demek ki …

caminin duvarlarında ve direklerinde onlarca istif var..yazıların ve istiflerin çogu simetrik…muhakkak görülmesi gereken tabi ki o meşhur vav…yerini söylemeyeyim..arayıp bulursunuz :)

ulu camiden çıktıktan sonra burnunuza müthiş bir ıhlamur çiçegi kokusu gelecektir..evet bursa ıhlamur kokuyor..doya doya içinize çekin.. müthiş bir koku..ne konyanın akasya kokusu ne de ankaranın igde kokusu..belki biraz bergamanın hanımeli kokusu bu kokuya değişilir…düşünüyorum da bursaya yakışacak, o tarihi atmosfere yakışacak en güzel koku da bu olurdu sanırım…bu koku eşliginde kozahandaki çay bahçelerinde çay içmek gibisi yoktur ..

kozahan eski ve tarihi bir yapı…ipekçiler çarşısı…içerisinde ulu çınarların altında oturmak ayrı bir keyif…çay içmek için en güzel mekan..ahmet hamdi tanpınar’ın o meşhur bursada zaman adlı şiirini burda kozahanda çınarların hışırtısı altında çayını yudumlarken yazdıgını düşünüyorum :) maalesef bursada bir bardak çay içmek nasip olmadı..belki heyecandan belki aceleden…garip..

kozahanın hemen bitişiginde orhan camii var…maalesef içerisine giremedik..kapalıydı zira..

şehir yavaş yavaş hareketlenirken, biz de yavaş yavaş yeşile dogru yürümeye başladık..yeşil dedigime bakmayın…yeşil cami ve yeşil türbenin bulundugu yere kısaca yeşil diyorlar bursada :) bursa yeşille iç içe zaten..camisi yeşil ..türbesi yeşil..ovası yeşil.. dagları yeşil..yeşilin her türü var bursada…VE DAHİ EN GÜZELİ…

yeşil türbeye varmadan hemen sol tarafta türk islam eserleri müzesi var..tarihi bir bina..lakin içerisinde pek dişe dokunur eser yok..yine de girip görmek lazım…ova manzaralı güzel bir mekan…bahçesinde mezar taşları ve güller var…söylemiştik..bursa mistik bir şehir…bu arada aklınızda bulunsun müze 09:00 da açılıyor…

müzeden sonra yeşil türbeye ugramadan olmaz deyip o tarafa dogru yönelmiştik ki, orada da restorasyon çalışması vardı ve içerisine girmek nasip olmadı..kapısından şöyle bir bakıp dönmek mecburiyetinde kaldık…

yeşil türbenin hemen karşısında yeşil cami var…bence ulu camiden daha güzel, daha şirin, daha orjinal bir mimarisi var…iki tane yatay çizgisi olan ters çevrilmiş bir T düşünün..işte yeşil caminin şeması…( illa ki çizmek gerekirse şöyle bir şey : ± ) mimar sinan ın dogumunu müjdeleyen bir estetigi var caminin…erken dönem osmanlı camilerinden..

yeşil camiden çıktıktan sonra istikamet emir sultan türbesi…türbe biraz yüksekçe bir yerde ve harikulade bir manzarası var..eyüp sultana benziyor kesinlikle..türbenin hemen alt kısmı mezarlık..çocuklugumun oyun bahçesi olan mezarlıktan sonra belki ondan da önce sevdigim mezarlık bursada ilk defa gördügüm bu mezarlık sanırım..bu arada garip bir adetten bahsetmesek olmaz..burdaki mezar taşlarında ölen kişinin meslegi de belirtilmiş…ben ilk defa bir kişinin mesleginin mezar taşında yazıldıgına şahit oldum..sanırım unutulmaktan korkuyor bursalılar..öldükten sonra daha iyi hatırlanmak için yazıldıgını düşünüyorum bu ayrıntılı bilgilerin …

türbenin avlusunda bir şadırvan var..gerçi bursada bu bir klasik..büyük küçük her tarihi esere eşlik eden bir şadırvan var…oturup biraz nefes aldıktan sonra sandukanın bulundugu kısma girip, fatiha okumayı ihmal etmemek lazım…türbenin karşısında cami var…lakin cami mimari ahengi bozmayacak bir biçimde inşa edilmiş..

emir sultanın ayrı bir manevi havası var…sürekli esen rüzgara eşlik eden hoş bir tadı var emir sultanın…cihana hükmetmiş bir devletin bu topraklardan çıktıgına inanmazsınız bu sakin ,huzurlu, garip ve tevazu sahibi mekanı gezip gördükten sonra…yine de bir zaman sonra bir kasvet geliyor insana…bir agırlık..bilemiyorum belki bu hissetttigim 3 günlük uykusuzlugun, yol yorgunlugunun ve çınarların gölgesinin getirdigi uyku hissi de olabilir :)

benim için yolun sonuydu emir sultan..her anlamda…elbette gezilecek daha çok yerler var..ama bursayı hissetmek için bu bile kifayet edecektir..

bir de , şehre kimligini veren sadece geçmişi, tarihi eserleri, kültürü degildir tabi ki..unutulmaması gereken bir de insan unsuru var…eger bir şehir sizin için bir anlam ifade ediyorsa, o şehirde vakit geçirilen insanların bunda payı büyüktür..birlikte aynı mekanı paylaştıgınız insanları severseniz o mekanı da seveceksinizdir…

bursa sürekli göç alan bir şehir..lakin şehrin insanının şehri bir izmir kadar sahiplendigini söylemek pek dogru olmaz…yine de seviyorlar şehri…belediye de anlayabildigim kadarıyla böyle bir bilinç oluşturma gayretinde…kozahanda tanıştıgımız 30 yıldır ipekçilikle ugraşan yaşlıca dede, yeşil caminin imamı, yine yeşil camide bahçeyi sulayan bir işçi ve emir sultana çıkarken yolun solundaki hacı teyze…sabah sabah biraz sohbet ettik…hacı teyzenin başına dikilip, “başındaki beyaz örtüden istiyorum, var mı?” diye sorunca garip garip baktı evvel, sabah sabah bu deli de kim deyü..sonrasında bende yok ama bir de komşuya soralım diyerek “hacııı hacııı” diye diger teyzeye sordu olup olmadıgını..onlar sanırım bu beyaz, etrafı oyalı örtüye hacı örtüsü diyorlarmış…sevdim o teyzeleri :)

ha bir de unutmadan, bursanın kızları güzel evet ama efendim ögrendik ki çok uykucularmış bir kere :) o kadar yer gezdik bir kız bile göremedik diye ah vah edip duruyorduk…taa ki öglen olup da güneş tepeye dikilince ancak tek tük sokaklarda rastlamaya başladık bursanın kızlarına…lakin birbirinin aynısı gibiler…yine de güzeller…ve çogunun da kapalı oldugunu belirtmem gerek..lakin garip bir kapalılık bu..biraz köksüz bir kapalılık…şehre tezat…belki ankarada olsa yadırgamayacagım kıyafetler içinde görünce bursalı kapalı kızları, garip geldi bana..demek ki o manevi havayı teneffüs etmek yetmiyor…

dilimin döndügünce anlatmaya çalıştım bursayı…ama tabi ki daha fazlası için ahmet hamdi tanpnarın beş şehir’ ini tavsiye ederim…

biz de tanpınarın ardı sıra gidiyoruz bakalım…ankara, konya, bursa ve istanbul…beş şehirden dördünü görmüş oldum böylece…geriye bir tek erzurum kaldı…kısmet…

Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.