Category Archives: Maziden
müdire
Mutfakta salata yapmakla ugraşırken, salonda gürültü olsun diye açık bırakılan televizyondan lisedeki edebiyat hocasının o nev i şahsına munhasır, sükunetli ama hararetli, kendinden emin sesini duyup da onu hiç degişmemiş halde görmenin duygusunu tarif edebilirmisin ey kaari ?
Osmanlı’da ÖSS
sene 1317 …hukuk fakültesi giriş imtihanlarının ikinci basamağı…bir nevi zamanının ÖYS si…
Ders:Arapça
lâ tanzur ila mâ kâl, vanzur ila mâ kâl
sual1: tercümesini yapınız , ibareyi düzeltiniz?
sual2: Kâle’nin i’lali, siga i muttaride ve muhtelifesini yazınız ?
sual 3: cümleyi tahlil ediniz, fiil ve failin Arapça tarifi ?
sual4: bu cümleden bir kaziyye i iktiraniyye yapınız. Kaziyye-i şartiyye yapılamaz mı ? sebebi, kaziyyenin arapça tarifi ?
sual5: bu cümle aksam-ı kelamdan hangi kısma dahildir? mecazın tarifi ?
Süre: çeyrek saat
Ders: Tarih
Sual1: İskender-i Kebir’ in şark seferleri ? vefatıyla mülkünün 4 generali arasında nasıl taksim olduğu?
Sual2: Hazreti Ömer’in Kudüs’e duhulü; İskenderiye Kütüphanesi hakkında malumat-ı tarihiyye ?
Sual3: Yavuz Sultan Selim’in Harameyn fethindeki nutk ı celadetleri ve Mercidabık Muharebesi ?
Süre:10 dakika
Ders: Coğrafya
Sual1: Avrupadaki burunlar ve meşhur şehirler ?
Sual2: Berzahlar, körfezler ?
Sual3: Beş kıtadaki payitahtlar, nüfus-ı umumileri, teşkilatları ?
Sual4: Osmanlı ülkeleri, taksimat ı mülkiyyesi?
Sual5: Trabzon viyaletinin mahsulat ve mamulat ı ziraiyyesi
süre: çeyrek saat
Ders: Hesap
Soru1: İki meçhullü bir muadele?
soru2: Faiz, şirketten bir mesele ve bunların tarifleri ?
sual3: Logaritmanın tarifi, logaritma cetvellerinde bulunmayan adetlerin ensabının nasıl tayin olunacağı?
süre: on dakika
ne yaptım ki ?
sabah sabah bir mesaj…telefonda bilmedigim bir numara … hal hatır soruyor…kim ki bu ?
telefon çalıyor..”alo?”
bu ses tanıdık…kinim alevleniyor birden…
sonra “ben sana ne yaptım ki?” diyor.
“An den boridem ez zendegi dil…”
hiç bir şey yapmamışsan eger, neden ancak bir yıl sonra arayasın ?
“O mîkeşido, men mîkeşidem
O ez kemer tir, men ah-i batın”
telefonun kırmızı tuşu , iyi ki sen varsın…
“guftâ sebep, guftam cünun …
guftâ ki bud, guftam ki yar
guftâ çe govt, guftam ki sabr
“An dem borîdem, ez zendegi dil..”
cenaze
“bizim milleti anlamak çok güç. genellikle cenaze törenlerimiz bir felakettir. bir hay huy içinde geçer.hele cenaze mezarlıga götürüldügünde …insan mı gömüyoruz yoksa bir mahluk mu ?
paldur küldür gider. desen ki, “bu millet cenazeden anlamaz bir şey bilmez .” onu söylemek de kolay degil. çok enterasan istisnalar var.mesela Ali Emiri Efendi, bizde müthiş kitap toplayıcılarının başında gelir ve Divan-ı Lugat-üt Türk’ü bir yerden satın almıştır; sonra da Talat Paşa bastırdı bu kitabı…Ali Emiri Efendi, ölmeden önce, on sekiz bin kadar yazma eseri ve kıymetli kitabı Millet kütüphanesine bağışlamıştır. cenazesi oradan geçerken, o halk kimsenin düşünmeyecegi bir incelikle Millet kütüphanesinin önünde tabutunu havaya kaldırdı. adeta,”kitapları onu selamlasın o da kitaplarına baksın” diye…öyle götürüp defnettiler Ali Emiri efendiyi…” (i.ortaylı kitabı, zaman kaybolmaz)
rotring t model
kral kalemdi kral…ilkokuldan ortaokula geçişin yegane sembolüydü…kaç tanesini kaybettim hatırlamıyorum…ama en çok dokunanı daha bir kere bile kullanmaya kıyamayıp da yurttaki dolabımın derin köşelerinden birine saklayıp çaldırttıgım , devletin kırtasiye bursu ile aldıgım o ilk rotringdi…yanılmıyorsam 95 senesinin parasıyla ya 100 bin ya da 1 milyon liraydı o kalem…saglamdı…yıllarca kullanabilirdiniz kaybetmemek kaydıyla…rotring çukuru denilen bir çukur oluşurdu kalemin gömlege iliştirilmeye yarayan aparatını saga sola çevirerek….ayrıca uç kısmı altın rengine çalan rotringlere de bayılırdım…benimkiler hiç sararacak kadar uzun süre kullanılmadan kayboldular hep…ama yine de elde kalem çevirmeyi rotring sayesinde ögrendim diyebilirim ..
aradan yıllar geçti… lise bitti, üniversite bitti…rotring ince t serisinin üretimini durdurdu ve artık o rotringler piyasada görünmez oldular…yerlerini tombullar aldı lakin eski modelin havasını suyunu hiç yansıtmıyorlar…
evet eski modellerden artık yok ama eger benim gibi şanslı iseniz ve biraz da deli iseniz hala bulabilirsiniz…kıyıda köşede kalmış kırtasiyecilere özellikle bakmayı ihmal etmeyin…
kinim dinimdir benim…
önceleri severdim kendisini. ceketi de vardı…takımdı…gayet şıktı, yakışıklıydı, havalıydı … kendisiyle fotografımız bile var bir bayram sabahında… velhasılı önemli gün ve bayramlarda giyinmek içindi o… bisiklete onunla binmeye izin yoktu kirletirim diye…
bir acayipti benim ilk bisikletim…her kesin bmx i oldugu bir devirde bende kontra pedal vardı…bilenler bilirler, kontra pedal bisikletlerde fren sistemi normal bisikletlerden biraz farklıdır…pedalı geriye çevirmeniz fren için yeterlidir…o yüzden alışık olmayanların sürmesi epey zordur…
benim için ise çocuk oyuncagı hüviyetinde idi…bir kere bisikletin götünü kaydırmak çok kolaydı, ve bu hareketi yapabilmek o zamanlar için mahallede bir prestij göstergesiydi ve o günkü aklımızla kızlara hava atabilmemizin en kolay yoluydu…ayrıca bisikletin fren pabuçlarının eskimesi sorunu yoktu…fren kablolarıyla baş etme diye bir problem de yoktu…
o bisikletin tepesinde napolyonun at üstündeki halinin bir kopyasıydım ben…istedigim zaman atımı mahmuzlar şaha kaldırır, metrelerce ön tekerlek havada gidebilirdim…isteyince son sürat giden bisikleti zınk diye durdurabilirdim…
tabi bazı küçük sorunlarımız da yok degildi…misalen kontra pedalın zinciri sık sık atardı…bir bisiklette sadece bir fren sistemi oldugu ve onun da zincire baglı oldugu düşünüldügünde gayet hayati olan bu problem ayaklarımızı fren gibi kullanabilme kaabiliyetimiz sayesinde vakai adiyeden addedilir olmuştu…
fakat bir sorun vardı ki işte onunla bir türlü başa çıkamamıştım…kontra pedalın zinciri pantolonların paçasını sıkıştırıyor, bisikletin göbegine sıkışan paçalar yırtılıyor, bana pantolon dayanmıyordu…neticede memur ailesi olmamız münasebetiyle bütçe kısıtına maruz kalan annem en sonunda çareyi bisikleti sürerken bayramlık kot pantolonumu giydirmekte bulmuştu…
ilk başta kot pantolonun sert ve dar olan paçaları pedalla orta dişlinin arasına sıkışmıyor gibi gözüküyordu..durum fena degildi yani…taa ki günün birinde aslında kot pantolonun ne kadar zalim bir suikast aracı olabilecegini bizzat görene kadar…
kumaş pantolonlar kota göre daha narin ve daha kolay yırtılabilir oldugu için, zincire sıkışan pantol paçası oluşan kuvvetle birlikte yırtılıyor ve böylece benim düşmem zorlaşıyordu…kot pantolon ise sertti ve yırtılmadı o gün…nasıl olsa artık sıkışmıyor diyerek biraz da agzım açık bir şekilde bisikleti sürerken o paça yine sıkıştı ve sıkışan pantol paçası beni aşagıya dogru çekti…kumaş pantolon olsa paçanın yırtılması ile birlikte kurtarabilirdim kendimi ama kot pantolonun paçası yırtılmamak ve kendisine verilen parayı hak edebilmek için direniyordu adeta…ve ben kendimi bir tarafta bisikleti de maalesef diger tarafta degil bizzat üstümde buldum…dizlerim, ellerim soyulmuş, kan revan içerisinde bir yandan paçamı kurtarmaya çalışıyor bi yandan acaba rezilligimi bir gören oldu mu diye etrafı kolluyor bir yandan da burnumu çeke çeke aglıyordum…
ve yakışıklı kot pantolonla olan kadim dostlugumuz bundan böyle 16 yıl sürecek olan bir kine dönüştü…o günün suçlusu kot pantolondu ve agır ceza hakimi tuzsuz deli bekir hükmü çoktan vermişti: kot pantolon haindi…kalleşti..işe yaramazdı…kumaş pantolon karizmatik, parlak renkli ve kot kadar saglam degildi belki ama en azından vefakardı…
ve ben o olaydan sonra bir daha kot giymedim…elime bile almadım…taa ki iki gün önce yoldan geçen dengesiz bir sürücünün su birikintisinden sıçrattıgı çamurlu suyla üstümüz başımız çamur içinde kalana kadar…
velhasılı yol üzerindeki en yakın yere girip bir adet edinmek zorunda kaldık…30 beden küçük geldi 32 olsun, bunun da boyu kısaymış yoksa kadife mi olsun derken içimden düşünüyordum: nefes alıp vermeyen, muhakeme yetenegi bile olmayan cansız bir nesneye 16 yıllık cezayı reva gören deli bekir acaba bir benzeri hatayı yapmaya kalkışacak her hangi bir insan evladına ne hüküm verir ?
adı candır
bir kelime buldum çın çın öter;
adı candır.
bir erik kopardım can dalından;
içi can dolu,
adı can, yaprağı can, lezzeti candır.
bir gölge düştü önüme dedi ki:
bir yüküm var benden ağır
bir yüküm var beni taşır
adı candır.
toprak dedi ki:
can allahın yongasıdır
fakat ben bir deri bir kemik
kaldım.
bir de misafirim var adı candır.
işık dedi ki:
renklerden, kokulardan,
seslerden önce koşup geldim
insanoğluna nur topu gibi
bir müjde getirdim,
adı candır.
b. r. Eyuboğlu
