“ulen şuraya gidelim dedik geldi, burda oturalım dedik geldi, şu şehire bu şehire gezi yapalım dedik geldi, yedik, içtik, gezdik, eğlendik ama iş açılmaya gelince ”aaa böyle hissettiğini hiç farketmemiştim.artık görüşmeyelim istersen” moduna geçti.daha nasıl farkedeceksin ki, yapmadığımız romantik atraksiyon kalmadı.bu kadar şeyi ahmete, mehmete, osmana, hamdiye yapsam okey masasını bırakıp parkta bahçede el ele verip gelecek planları yapıyor olurduk”

akademisyenin dışında alan da yok herhalde. Beşir Ayvazoğlu bir toplantıda 400 tane devlet kurumlarında abonesi var, bayilerde neredeyse hiç satılmıyor demişti. Satılmaz tabii. Dergide bugüne ve bugünün insanına dair bir şey bulmanız çok zor. Herkes eski zaman diliminde yaşıyor. Sanki zaman algılarında bugün ve yarın gibi şeyler yokmuş gibi davranıyorlar. Dergide şu tür başlıklara çok sık rastlarsınız: Heey Koca Osmanlı, Bir Zamanlar Fatih’te, Eski Günlerin Getirdiği, Tozlu Rafların Arasında, Paslı Kütüphanemde Dinelirken, Elbet Bir Gün Viyana, Türk Armudunun Milli Kimliği vesaire vesaire.
birlikte giderken, bahar erikle beraber gelirdi…nicedir her mevsimin meyvesi sebzesi marketlerde orda şurda bulunabiliyor olmasına ragmen bana sanki brokoli hala sonbahar ile beraber geliyormuş gibi geliyor…