Category Archives: öte beri

nasıl farkedecek ki ?

“ulen şuraya gidelim dedik geldi, burda oturalım dedik geldi, şu şehire bu şehire gezi yapalım dedik geldi, yedik, içtik, gezdik, eğlendik ama iş açılmaya gelince ”aaa böyle hissettiğini hiç farketmemiştim.artık görüşmeyelim istersen” moduna geçti.daha nasıl farkedeceksin ki, yapmadığımız romantik atraksiyon kalmadı.bu kadar şeyi ahmete, mehmete, osmana, hamdiye yapsam okey masasını bırakıp parkta bahçede el ele verip gelecek planları yapıyor olurduk”

 

behzat ç.

bütün lüzumlu lüzumsuz diziler başladı da bizim behzat ç. hala niye başlamadı ya la ?

Kalem ustasıymış sultan abdülmeciiit…

padişahlar hakkında malumat verilirken neden sıradan kaabiliyetler böyle birdenbire bir önem kazanır ? efendim sultan abdülmecit hattatmış, güzel yazı yazarmış, fransızca bilirmiş, sultan hamit marangozmuş, kakmacıymış, sultan murat bestekarmış bilmem neymiş…bi alay yaveyi insanın gözüne gözüne sokma çabası…

adam padişah, iş yok güç yok.özellikle şehzade iken..özel hocalar gelip gidiyor…oturup durcak degil ya…haliyle bi zanaat ya da sanat sahibi olabiliyor…zaten sanat biraz da boş zaman sahibi adamın işidir..işsiz güçsüz ve paralı olmak lazım ki başka bir şey düşünebilesin…yarın ne yiyecegini düşünen adamdan olmaz ki sanatçı…

yunanlılar da böyledir..her şeylerini köleler yaparken adamlar felsefe düşünüyorlarmış..sonra efendim yunanlıların feylezoflarını okutuyorlar böyle böyle diye…e adamın başka meşgalesi yok…o düşünmüyecek de iki kitabı iki hafadır bitiremeyen tuzsuz deli bekir mi düşünecek ? sinirlendim bak gece gece…

heybetteki benzerlik…

12 yaşındayken okulumun kapısının heybetine bayılıyor, ilkokuldan sonra ciddi bir okul oldugunu düşünüyordum o kapıdaki heybet sayesinde…vâ esefâ ki bu kapının önünde, altında, sagında, solunda bir fotografım yok…fotografa ve daha da garibi hatırata olan merakım o zaman daha zuhur etmemiş idi…dogru dürüst yemek yiyemedigi, resmen hapishaneye girmiş gibi hissettigi hafızlıgı yarıda bıraktıgı için sevine sevine çılgına dönen garip çocuklugumun eksikliklerden biri de budur…tamamlanmaya muvaffak olunamayan hafızlık ve şu kapının önünde bir fotograf…işin dogrusu ben hep çok çabuk bıkardım…bir dersten ötekine, bir kitaptan yek digerine bir oyundan daha güzeline geçmek için delirir evvelki şeyi hep eksik bırakırdım..tamamlamaya muvaffak olamadıgım o kadar çok şey var ki…kimisini gülerek hatırlarım kimisinde aglarım…

gün geldi ki, istanbul üniversitesinin – içinde her üniversite geçen haberde yer alan her daim meşhur-kapısını gördüm, işte o gün biraz dudak büktüm, küçümsedim imam hatibin girişini…e artık büyümüştüm!! eskiyi begenmemek sıradan olmuştu…anneyi, babayı ve bir evvelkini…ergenlik böyle bir şeydi…

yine de imam hatibin girişi bir başkadır benim için…mimaride “heybet” fikrini küçücük aklıma kazıyan yapı, konyanın türbeleri ya da camileri degil de işte bu kapıdır…altından geçtiginde karşıdaki binaya mermer levha üzerine yazılmış akif in “Allah’a dayan hikmete ram ol, Yol

varsa budur bilmiyorum başka çıkar yol”  dizeleri ile beraber bu kapı, selçukî  devir kapılarına çakılan bir selamdır bende daima…

istanbul üniversitesinin haşmetli ve süslü kapısı ise aklımda türbanlı ögrencilerin okula alınmaması haberleriyle kazındıgı için daima bir sevimsizlik, iki yüzlü osmanlı siyasetinin çelişkili örnegi gibi durur, her daim kafamı karıştırır..o yüzden sevmekle dudak bükmek arasında gider gelirim…

edebiyat…

Bence türk tarihinin en “delisi” ibnülemin mahmut kemal dir…son asır türk şairlerinde yazar-şair tayfası hakkındaki yorumlarını okurken aslında kendisini de bir yandan anlatmayı başarmış,  mizacı asabi, teessürü şedit, kalbi rakik, intikal ve infiali seri olan, edebiyat, tarih, şiir, sanat ve tabi ki arşiv meraklısı bu adam nazarımca deliligin everestine kadar çıkabilmiş yegane kişidir…

deliligin hakkını sonuna kadar vermiş olan ibnülemin’in kemal üs şüarası ile birlikte esrar dedenin mevlevi şairler tezkiresini ve tanpınarın XIX. asır türk edebiyatı tarihini, bütün bir talebeligi döneminde  validenin  söylenmelerine kulak asmayıp sürekli hammallıgını yapmış biri olarak bütün delilik sevdalılarına tavsiye ederim…

serra….

doğrusu o ya, ben başka bir serra yı arıyordum facede…

sayfayı görünce ilk önce bir PR (halkla ilişkiler) çalışması falan sandım…sagda solda bir link, bir reklam aradım tekbir giyim, aker eşarp falan diye…bulamadım..bulsaydım rahatlayacaktım…bulamayınca daha bir şevkle aramaya, yazılarının sagını solunu kurcalamaya devam ettim…bir blog adresi bir de tivitir adresi vardı…biraz da oraları kurcaladım….pes ettim….

evet gerçekti, bütün mevcudiyetiyle kocaman bir gerçekti…vardı..üstelik onu okuyanlar, yorum yazanlarla beraber bu gerçeklik halkası daha da büyüyordu…

kan usul usul
aktı, usandı
can usul usul
bıktı, usandı
sevinç ne sandı
ben ne sandım
baktım aynaya
ayna usandı
hakikatse bu
ben de usandım

sustum sadece

reklam…

bayadır takip ettigim bir siteydi mutriban…sömürülesi internet siteleri (tabi 3g li zamanlarım degildi o zamanlar) listemin tepelerindeydi her daim…

lakin ne zamandır ugramıyordum buraya…websitesi baya bi güzelleşmiş, baya bi dolmuş..canınız sıkılırsa bir de siz ugrayın bakalım..

http://www.mutriban.com

 

 

Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.