Category Archives: Uncategorized

Utandım, sustum sadece…

çektigim fotografların baskısını elime almadan bi türlü rahat edemiyorum. kagıt üzerinde daha bir kıymetli oluyor.

geçen gün yine fotografçıya gittim…kendi fotograflarımın yanında iki tane de netten indirdigim fotograf vardı baskısını almak istedigim…memleketimden yansımalar tadında iki fotograf…dogru zamanda, dogru yerde çekilmiş hatta ödül almış fotograflardan iki adet…

bir de fotgorafçının pc ile baktık fotograflara. boyutlar şu olsun bu olsun diye konuşurken, iki tane fotografımı çok begendigini söyledi amca… evet o kadar fotograf içinde benim olmayan iki taneyi gösterince ben utandım, bunlar aslında benim degil diyemedim :(

“pasif yalan” söyledim aslında…sosyoloji literatürüne armaganım olsun bu da…

 

 

alık abdül…

Evvelsi gün televizyonda Colditz isminde bi film vardı…hangi kanal hatırlamıyorum…2. dünya savaşı ile ilgili film dizi yazı çizi harita …cümlesine bayılırım…filmin olayı, almanların elinde tutsak olan müttefik askerlerinin kaleden kaçma çabaları, kaçanlardan birinin memlekete dönünce kaçamayanlardan birinin öldügünü söyleyerek onun sevgilisini ayartması…

yüzümde aptal bir sırıtışla izledim ben bu filmi…

zira 2004 senesinde kütüphanede raflar arasında dolaşırken buldugum bi kitaptaki hikayeyi hatırlatıyordu senaryo…

1. dünya savaşı…memleketin yarısının askerde oldugu, gidenin kolay kolay gelmedigi zamanlar…köyün delikanlılarından abdül de savaşa gidenler arasındadır…anasıyla, yavuklusuyla vedalaşır…dönünce dügün yapacaklardır…

abdül cepheye gider, mektuplar gönderir..büyüklerin ellerinden küçüklerin gözlerinden öper.. ve tabi bol bol selam….

zaman geçer, mektupların arası açılır…derken tamamen gelmez olur …bir ay, üç ay, beş ay…bir yıl, iki yıl…

günlerden bir gün, abdül ün arkadaşlarından biri yaralandıgı için istirahat izni alıp çıkagelir…abdülün bir çarpışmada vuruldugunu gördügünü,  öldügünü söyler…feryat figan….

istirahat iznindeki bu asker, nası desem, abdülün yavuklusuyla işi pişirir…izni bitince cepheye geri döner…

aradan bi müddet zaman geçince bu sefer başka bi asker çıkagelir tam ters bi haberle…abdül ölmemiş ama istirahat iznine gelen izinden döndükten sonra bi çarpışmada ölmüştür…

kız kendini kuyunun birine atarak intihar eder…

abdül köyüne dönünce kafayı sıyırır…lakabı artık alık abdül dür…köyün bütün kuyularına dalgın dalgın bakarken türküsünü mırıldanır

yoluna ettim bak feda can ü teni

ölmeden bir kere göreydim seni …

yine türküsünü söyledigi günlerden birinde türkü yarıda kesilir, alık abdül kuyuya kendini atarak intihar eder…

liste…

kimisi başkalarına alınıp da gönderilmeyi bekleyen fakat gönderilemeyecek olan kitaplar okunmayı bekliyor:

kim var imiş biz burada yog iken-cemal kafadar

son haçlı seferi kuma gömülen imparatorluk-von kress

osmanlıdan cumhuriyete sufi gelenegin taşıyıcıları- rüya kılıç

amerikan mektupları düşünen adam aranızda-nurettin topçu

pasif devrim, islami muhalefetin düzenle bütünleşmesi-cihan tuğal

adım agop memleketim tokat-agop arslanyan

ben bir mübadilim, mayadag’dan şarköy’e-tahsin gülen

asyada beş türk- adil hikmet bey

kerbela gibi…

  • birisi kerbela ile ilgili bir beyt okusa, bir ilahi ya da bir türkü söylese de aglayıversem diye bir garip his var içimde…arada oluyor böyle…
  • trt , iran filmlerini keşke alt yazıyla versen ya da en azından amerikan filmlerini de seslendiren kişilere seslendirme yaptırmasan…ayrıca, tamam mommo yu her hafta yayınlayarak bizim o tarafların reklamını yapıyorsun şikayetim yok ama sanki abartıyorsun biraz…
  • tam sigarayı yaktıgı an otobüsün, dolmuşun vesairenin gelmesiyle içindeki yanan ateşi,kızgınlıgı,asabiyeti, pişmanlıgı, sanki tüm mal varlıgını kaybetmiş müflis tüccar hissiyatını anlıyorum sevgili kardeşim ama sen o sigaradan bir fırt daha çekip içeriye üfleyerek malum bahtsız bedeviligini nihayete erdiremezsin…
  • sarı balık, ak balık, sazan; sizlere bir çift lafım var: ne güzel heves etmiş olta almış, igrenç solucanları elimizle (ığğğğ) oltanın iğnesine takmış ve beklemeye başlamışız…o kadar adamsınız, biriniz gelip takılsanıza oltaya…çoluk çocuk sevinsek…olmaz de mi ? e sonra millet giriyor ığrıpla, yuvanız dagılıyor, daha yumurtadan çıkmayan yavrularınız ziyan oluyor be güzel kardeşim…biriniz bari gelip takılsaydınız oltaya…ooofff offff ….

ömrüm hep beklemekle geçti benim

önce bu videoda arifin attıgı golü izle..galatasarayın ilk golünü yani..hani kaleci atlıyor ya böyle ..top köşeye gidiyor…işte o gol…

tarih 20 ekim 1993 tü o maç oynanırken…babam galatasarayı tutuyor..aslında tutmaz da öylesine işte..ben beşiktaşlıyım ya..bana gıcıklık olsun diye..biz o zamanlar daha yeni almışız televizyonu filan..çizgi film izlemek için konu komşuya gitmekten yeni kurtulmuşuz yani senin anlayacagın…..maç tgrt de idi o gün…..tgrt o zamanlar yeni yeni kuruluyordu daha…zaten bi show vardı bi trt bir de star…başka da kanal varsa bilmem..hatırlamıyorum..kumandayı bize vermezlerdi çünkü…kumanda kıymetli aletti…bozardım mozardım neme gerek…arada çizgi film de açıyorlardı izliyorduk işte…

neyse,daha düdük çalındı ingilizler attı golü…ben seviniyorum tabi…beşiktaşlıyız çünkü…sınıf ögretmeni de beşiktaşlı…sanırım o yüzden beşiktaşlı olmuştum ben de…metin ali feyyaz çok meşhurdu o zamanlarda…sporcu kartlarında hep onların resimleri vardı…her neyse sonra bi tane daha attılar ingilizler…..sonra galatasaray attı arifle işte yukardaki golü…kaleci o şutu kurtarmak için o kadar artistik bir biçimde zıpladı ki golü degil ama kaleciinin zoplayışı çok hoşuma gittiydi…havada uçmuştu böyle karete fimlerindeki gibi..…devre arasında başladım ben arifin golünde kalecinin zıplayışını taklit etmeye…çorapları iç içe geçiriyorum, duvara atıyorum, duvardan geri bana dogru gelirken o ingiliz kaleci gibi artistik bir şekilde zıplamaya çalışıyorum…arkama da minder falan koyuyorum ki bi tarafımı sakatlamıyayım..maç bu arada devam ediyor tabi…devre arasından sonra galatasaray 2 tane attı…ben bozuldum, babam gülüyor keh keh..ben bak diyorum bu ingilizler şimdi coşarlar yenilmez bunlar…öyle de oldu attı ingilizler golü..maç 3-3 bitti..

ben hemen topu kapıp solugu dışarda aldım…

şu binayı görüyormusun ?..ordaki boş alanda bi tane romork var bi de dolmuş var..işte o boş alanda topu duvara vuruyordum…top geri geliyordu ben uçarak kurtarmaya çalışıyordum:)

salak herif, kaleci gibi kurtarmaya çalışacagıma arif gibi vurmaya çalışsaydım sonra benden iyi bi topçu olabilirdi belki ama olmadı işte…

fotograftaki sokak var ya, işte bizim ev o sokaktaydı…bana kocaman gibi gelirdi de o zamanlar o sokak, o evler, hatta üzerinde belediyenin adının yazılı oldugu çöp tenekeleri… şimdi küçücük geldi nedense her yer, her şey…ordaki büyük bina bana yeryüzünün en büyük yapısı gibi gelirdi…bizim ev de o sokaktaydı işte.. şimdi maviye boyanmış..önündeki dut agacını kesmişler… konu komşu gelir örtü açarlardı altına agacın..dut silkelerdim ben agaca çıkıp..bir de evin bahçesinde erik agacı vardı..hala duruyor…şaşkınlıktan bir de aceleden fotografını çekmeyi unuttum dün…erik agacının üstüne balkon yapmışlar yukardaki kata…balkonun altında kalmış agaç..dalları falan kalmamış artık eskisi gibi haşmetli degil …ne erikleri olurdu var ya…çocuklar yemesinler diye beni nöbetçi yapardı annem…küçükken yiyiverirdik erikleri daha büyümeden…ama arada yaprakların arasında gizlenmiş bir iki tanesi muhakkak kalırdı…yaz gelip de iyice kızarıp- büyümeden görünmezlerdi…ben beklerdim artık yazın o eriklerin ortaya çıkmasını…hazine bekler gibi..o zamanlar hayatımın hep beklemekle geçecegini nerden bilebilirdim ki ?

14 yıl sonra…düşünebiliyormusun…14 yıl sonra gittim …hala oralarda çocuklar uçurtma uçuruyorlar…hala mezarlık bizim zamanımızdaki gibi çocuklara oyun bahçesi …etrafını demir çubuklarla çevirmişler sadece…ordaki çocuklar aynı bizim zamanımızdaki gibi grup halinde dolanıyorlar gene…çogunun bilgisayarı falan da yoktur eminim..mutlular yine de…bahar gelince mezarlıgın içine dalıp agaçlardan badem çaglası topluyacaklar, saklambaç oynuyacaklar…kimbilir belki de benim düştügüm dalların birinden düşecek içlerinden biri…sonra da erkekligine leke sürdürmüycek, oyuna devam edecek incinmiş kolla eminim…

mezarlık duvarının dibine kaldırım döşemişler…bir zamanlar yagmur yagınca orası dere olurdu biz de kayıklarımızı yarıştırırdık …kayık da bazen erik dalı, bazen de sigara izmariti, bazen de ne bileyim her hangi bi şey işte..yüzsün yeter…

yandı o mezarlık bir keresinde biliyormusun..artık badem agaçları çagla vermez diye ne kadar üzülmüştüm…bizim için her şey demekti mezarlık…hortumlarla koşmuştuk hemen söndürmeye yangını…itfaiye araçları gelmişti..ne gırgır şamata…eglence çıkmıştı bize…o durgun sokakta ilk defa olaganüstü bir şey oluyordu…akşama babam gelse de anlatsam diye nasıl da heyecanla sokakta babamı bekledigimi daha dün gibi hatırlıyorum…”baba varya bugün yangın çıkarttılar mezarlıkta…biz de söndürdük…” itfaiye nin geldigini bilmesine gerek yok canım…erkeklik yaptık yangını söndürdük…itfaiyeyi söyliyelim de başarımıza gölge mi düşürelim ?

büyümüş mezarlık taaa aşşagılara kadar…bizim mantar aradıgımız, kertenkele yakalamaya çalıştıgımız o kocaman boşluk, kocaman tarlalar hep mezarlık olmuş…kocaman kocaman agaçları bile çıkmış yeni mezarlıgın…

şurdaki fotografta da sokagın diger tarafı var..evin öteki tarafı yani..okul o sokagın sonundaydı…şimdi kimi evlerin üzerine kat falan çıkmışlar..o zamanlar tek katlıydı genelde o sokaktaki evler..bi tek sokagın başındaki o büyük bina vardı…murat abinin sokaga girerken kollarını kaldırıp yumruklarını sıkarak “fizikten 9 aldııııım” diye bagırmasını unutmuyorum…işte o evlerden birinde oturuyorlardı…bisiklete binmesini de o ögretmişti bana yine o sokakta…basketbol oynamak için de bir demir çubugu elektirik diregine monte eden de yine oydu…

şu cami de mahallenin camisi..o zamanlar ne kubbesi vardı ne minaresi..ben bi kere teravide altımı ıslatmıştım…annemin yanındaydım kadınların arasında kılıyomdu namazı :) hoca da inadına uzattı..dayanamadım..annem azarladıydı eve dönerken boyna beni de, babam aldı kadının elinden valla…

yine bu camiye bi yatsı namazına giderken söyledi babam başka bi yere taşıncagımızı…”yeni evin havuzu bile var” diye kandırdıydı beni..vay bee..evin havuzu bile vardı demek…o gün o yatsı namazında ben hep havuz hayali kurdum…hocanın ne dedigi, sübhanekeden sonra ne okumam gerektigi falan hepsi yalan olmuştu…varsa yoksa hep o havuz…camiden geldikten sonra uykuda devam ettim havuzlu rüyalara…lakin babam megeresem banyodaki küvete diyormuş havuz diye…gerçek bir havuz görmek için daha yılllaarrr yılı bekleyecektim üniversiteye gelene kadar…dedim ya, ömrüm hep beklemekle geçti benim…

sokaktan ve mezarlıktan sonraki üçüncü oyun alanımızdı bizim cami..tespih savaşı yapardık, takunyayla yürüme yarışı yapardık bahçesinde..caminin fahri müezziniydim ben…yarım yamalak,yarısı yanlış yarısı dogru ilk emanerrasülüyü yine o camide okudum…ezana izin yoktu ama..ezan büyük işiydi…onun için beklemek gerekti….

namazda hep dirseklerimizle dürtüklerdik birbirimizi secdede…namaz bahaneydi…aslolan oyundu bizim için…uçurtmaları yarıştırırdık bahçede… kaç defa patladı benim bisikletin tekeri oralarda allah bilir…pıtrak çoktu o civarda…zaten bisiklete bindigimde de hep paçamı zincire kaptırırdım…yırtılırdı paçam..sonra da yüzün koyu yere düşerdim…beklerdim artık birisi gelse de paçamı kurtarsam diye…dedim ya, ömrüm hep beklemekle geçti benim …

işte 14 yıl sonra…egenin o şirin şehrinin o arnavut kaldırımı sokaklarında gezerken…gördüm ki bazı evler ,yollar degişmiş…yeni binalar yapmışlar boş arazilere…yeni parklar falan…ama bazı şeyler de hala duruyordu işte…mezarlık duruyordu aynen…badem agaçları duruyordu aynen…ve insanlar…işte onlar büyüse de, çocuk da olsa hala aynıydılar… egenin, o güzel şiveli, o içten insanları hala degişmemiş…peki ya sen ? diye sordugunu duyar gibiyim…ben de degişemedim…hala badem agacı görünce buna nasıl tırmanırım diye düşünüyorum…tarlalık bi yerden geçerken hala yere bakıyorum mantar varmıdır diye ….hala geliyom gidiyom yürüyom seviyom diye konuşuyorumm…hala zeytin yaglı yaprak sarmasını deli gibi seviyorum…hala bir kaç kiremit parçası görünce nasıl yaparım da bunu 7 ye tamamlarım diye etrafı kolluyorum…hala akşamları ezan okunmadan eve girmem gerektigini biliyorum…hala ne zaman bir bahçe duvarındaki bir hanımelinin çiçeklerini görsem, kimseye çaktırmadan balını nasıl hüpletirim diye düşünüyorum…hala  gülü degil en çok papatyayı seviyorum…ve en güzeli de hala beklemeye devam ediyorum..dedim ya, ömrüm hep beklemekle geçti benim…

galip

Perişan-ı gam menşuruna tuğra mıyım bilmem…m. emin tokadi hz. türbesinden

Atiye Hanım

Bir kızla tanıştım pazar günü…Mahur Beste’nin Atiye Hanımı..Ata Molla’nın kızı…Yürüyüşünden, yürürken ayakkabılarından çıkan tak tak seslerinden,  gülüşünden, hatta üzerindeki elbisesinden, belki  de,  üzerinde biraz garip duran kendine güveni, konuşması, tebessümü idi böyle bir çağrışımı yaptıran bana…

“İsmail Mollanın bu evlenmede hoşuna gitmeyen taraf oyuna Behçet Bey gibi zayıf bir kozla girmesiydi. Yoksa hiçbir tabiatını sevmemekle beraber Ata Molla ile kız alıp vermekte onu rahatsız edecek birşey yoktu. Kaldı ki gelinini ta küçükten tanırdı ve begenirdi. Atiye Hanım Ata Mollanın dört kızı içinde en çok hoşuna gideniydi, İsmail molla onu en son defa gördügü bayram sabahını hatırlıyordu:  On iki on üç yaşlarında vardı.Çarşafa girmesi konuşuluyordu.Ata Molla kimbilir nasıl bir hevesle belki de Behçetten başka çocugu olmayan İsmail Molllayı kıskandırmak için onu da yanına alarak Arnavutköyüne gelmişlerdi. Molla Bey henüz  kabugunda olan bu güzelligin karşısında adeta şaşırmış , kızı bir türlü bırakmamış, onu eglendirmek için adeta çocuk olmuştu… O kadar sevdigi bu güzel mahlukun günün birinde kendi gelini olacagını düşünmemişti.Bu tesadüften memnun olmamak için hiçbir sebep yoktu.Fakat Behçet…hayır,otuz seneden beri işte , konuşmada, satrançta, alayda merasimde her tarafta yendigi Ata molla bu evlenmede onu yenecekti.Bütün ömrünce onun karşısında kendini mahçup ve suçu olmadan kabahatli gibi görecekti. Sonra oğlu bu kadar güzel ve işveli bir kadınla ne yapacaktı? O, Ata mollanın kızlarının hikayesini çok dinlemişti.”

hakkımızda hayırlısı…Belki ilerde tekrar birşeyler yazmak kısmet olur Atiye Hanım hakkında…

Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.